Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

DEHB Sadece Dikkat Sorunu Değil: Duygu Düzenleme, Özgüven ve İlişkiler Üzerindeki Etkileri

DEHB sadece dikkat sorunu değildir; duygu düzenleme güçlükleri, özgüven kaybı ve aile–arkadaş ilişkilerinde çatışmalarla seyreden nörogelişimsel bir tablodur. Bu yazı, öfke patlamaları, hayal kırıklığı toleransı ve “tembel/umursamaz” etiketlerinin çocuk üzerindeki etkilerini klinik bir bakışla açıklar.

DEHB sadece dikkat sorunu değildir; duygu düzenleme, özgüven ve ilişkiler üzerinde de etkilidir. Bu içerik, Antalya çocuk psikiyatristi ve Antalya çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilebilecek belirtileri ebeveynlere açıklamaya yöneliktir. Antalya ergen psikiyatristi desteğinin, öfke patlamaları, hayal kırıklığı toleransı ve “tembel/umursamaz” etiketlerinin ergen üzerindeki etkisini anlamada nasıl önemli olabileceğini vurgular.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), toplumda çoğunlukla “dikkatini toplayamayan, yerinde duramayan çocuk” şeklinde tanımlanıyor. Oysa klinik açıdan bakıldığında DEHB, yalnızca dikkat ve hareketlilikle sınırlı olmayan; duyguları düzenleme biçimini, kişinin kendine bakışını ve ilişkilerini etkileyebilen nörogelişimsel bir bozukluktur.

Duygu Düzenleme: “Bir anda parlayıp bir anda sönmek”

DEHB olan çocuklar ve ergenler, duygularını yönetmekte güçlük yaşayabilir. Küçük bir hayal kırıklığı bile, kişinin yaşına göre beklenenden daha yoğun öfke, ağlama ya da geri çekilme tepkilerine yol açabilir.

  • Beklenmedik bir plan değişikliğinde “dünyası başına yıkılmış” gibi hissedebilir.
  • Oyunda kaybetmeye ya da eleştirilere karşı toleransı düşük olabilir.
  • Duygular arası geçişleri hızlı ve ani olabilir; kısa süre içinde öfke, neşe, hayal kırıklığı arasında gidip gelebilir.

Bu durum, “inatçılık” ya da “huysuzluk” olarak yorumlansa da, çoğu zaman altta yatan sorun, duygusal yoğunluğu düzenlemekte zorlanan bir sinir sistemidir. Duygularını bu kadar yoğun yaşayan bir çocuğun, sonrasında suçluluk ve pişmanlık duyguları yaşaması da sık görülen bir tablodur.

Özgüven: “Tembel değil, yorulmuş olabilir”

DEHB ile yaşayan çocuklar, sürekli “daha dikkatli ol”, “neden yine unuttun?”, “biraz düzgün otur” gibi uyarılar duyabilir. Ödevlerini tamamlarken zorlanmaları, sınavlarda dikkatsizlik hataları yapmaları, eşyalarını sık kaybetmeleri; hem okuldan hem evden gelen eleştirileri artırabilir.

Zaman içinde çocuk şöyle düşünebilir:

  • “Ben zaten yapamıyorum.”
  • “Ne yapsam olmuyor.”
  • “Herkes benden daha iyi.”

Yani yalnızca derste değil, kendi gözünde de “başarısız” hissedebilir. Bu tablo, özgüven kaybına, yeni şeyler denemekten kaçınmaya ve motivasyon düşüklüğüne yol açabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, “tembel”, “umursamaz”, “isteksiz” gibi etiketlerin, çocuğun zaten kırılgan olan benlik algısını daha da zedelemesidir. Oysa çoğu zaman çocuk, yoğun çaba göstermesine rağmen aynı hataları tekrar ettiği bir döngünün içinde kendini yorgun ve tükenmiş hissediyor olabilir.

İlişkiler: Aile, arkadaşlar ve öğretmenlerle etkileşim

DEHB yalnızca bireyin iç dünyasını değil, kişilerarası ilişkilerini de etkileyebilir.

Aile içinde

Ev ödevleri, hazırlık süreçleri, sabah rutini gibi günlük işler, sık çatışma alanına dönüşebilir.

  • “Sürekli uyarıyorum ama yine yapmıyor.”
  • “Sanki beni hiç duymuyor.”

Bu cümleler, ebeveynin yorgunluğunu ifade ederken; çocuk tarafında “Ne yapsam yetmiyor.” duygusunu pekiştirebilir. Bu karşılıklı hayal kırıklığı, zamanla iletişimde mesafe, öfke patlamaları veya içe çekilme olarak yansıyabilir.

Arkadaş ilişkilerinde

Sırasını beklemekte zorlanma, söz kesme, oyunun kurallarına uymakta güçlük, dalgınlık nedeniyle detayları kaçırma; akran ilişkilerinde yanlış anlaşılmalara yol açabilir.

Bazı çocuklar “çok hareketli ve eğlenceli ama bazen yorucu” olarak tarif edilirken, bazıları da “sürekli karışıyor” diye dışlanma riskiyle karşılaşabilir. Bu durum, sosyal geri bildirimler yoluyla özgüveni daha da etkileyebilir.

Okul ortamında

Öğretmen–öğrenci ilişkisinde de benzer bir döngü görülebilir. Öğretmen iyi niyetle hatırlatmalar yaparken; çocuk kendini “sürekli uyarı alan” kişi olarak konumlandırabilir.

Bu noktada, öğretmenin ve ailenin iş birliği, beklentilerin gerçekçi şekilde ayarlanması ve çocuğun güçlü yönlerinin de görünür kılınması önemlidir.

Sonuç: DEHB’yi yalnızca “dikkat sorunu” olarak görmek eksik kalır

DEHB, sadece odaklanma ve hareketlilikle ilgili bir başlık değil; duyguların yönetimi, öz-değer algısı ve ilişki örüntüleriyle yakından bağlantılı bir tablodur. Çocuğu “sorun” olarak değil, farklı işleyen bir sinir sistemine sahip birey olarak görmek; hem aile içi yaklaşımı hem de okul ortamını daha destekleyici hale getirebilir.

Bilgilendirme notu: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; herhangi bir kişiye özel tanı, tedavi veya takip önerisi yerine geçmez. Kendiniz veya yakınınızla ilgili benzer belirtiler görüyorsanız, psikiyatri uzmanı veya çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından profesyonel değerlendirme almanız önerilir.